| Raylı taşımacılığın öldürülmesi |
|
|
|
| Cumartesi, 19 Aralık 2009 20:45 |
|
Sinan Canbay Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası'nın (BTS) TCDD Ana Hat Yolcu Trenleri Tehir Raporu"na göre, "Bütün yolcu trenlerinin gecikmeli olarak çalıştığı, incelenen 40 ana hat yolcu treninin sefer başına varış yerlerine ortalama gecikme süresinin 1 saat 45 dakika olarak tespit edildiği" iddia edildi. Başta Doğu ve Güneydoğu hatları olmak üzere hemen hemen her hatta bu sıkıntı yaşanmakta.BTS'nin yaptığı açıklamada, "Gecikmelere genellikle lokomotif ve vagonlarla ilgili sorunların, uzun yıllardır yenilenmeyen hatlarda yapılan kısmi bakımlarının yetersizliğinin, yol yenileme çalışmalarının yapılamamasının, yol ray ve malzeme sıkıntısının giderilememesinin neden olduğu" ileri sürüldü. İnsan elbette neden diye sormadan edemiyor ve aslında cevabını Ulaştırma Bakanlığının yaptığı açıklamada buluyor. Ulaştırma Bakanlığı 2023'e kadar -yani Cumhuriyet'in 100.yılı- 228km yapım aşamasında olan, 2238km'lik otoyol ağına, toplam 4773km'lik çevre katili 12 otoyol daha ekleyeceğini açıkladı. Yani bakanlık, 100. yılda anayurdu dört baştan asfalt ağlarla örmek istiyor. Avrupa'dan Asya'ya köprü olma klişesini otoyollarla yapmak istiyor. Yani küresel ısınmaya bir katkı, aynı zamanda petrol devlerinin krizini de bitirmek için bir katkı yapmış olacak (malum, o otoyolu kullanan araçlar su kullanmayacak). İşin en fena kısımlarından biri ise bu otoyollar işsizlik fonunda biriken paralarla yapılacak. Yıllardır insani bir ulaşım politikası diye bağırdığımız bu sayfalarda ve sokaklarda artık daha çok bağırmamız gerekecek anlaşılan. Bugün yapılması gereken bu otoyol projelerinin derhal iptal edilmesidir ve oraya aktarılacak paranın demiryollarının bakımı/onarımı ve geliştirilmesi için harcanması gerekmektedir. Sadece şehirlerarası değil, şehiriçi ulaşımda da raylı sistemler devreye girmelidir ve yapılan bu hizmetler insanlara ucuz bir fiyatla sunulmalıdır. Böylece insanlar arabalarını gereksiz yere kullanmayacak, şehirlerarası otobüsler tercih edilmeyecek ve küresel ısınmanın da bir kademe önüne geçilecektir. Taşeron çalışanların ise hemen hemen hiçbir hakkı yok. Ne sendika haklarına, ne toplu sözleşme haklarına, ne de memurların yararlandıkları haklara sahipler. Yine burada da bir örnek verelim. Mesela memur ile aynı yerde çalışan bir taşeron çalışanı yemek için memurun iki katı para veriyor. Hasta olduğunda rapor alma hakkı yok. Mesai paraları çoğu zaman ödenmiyor ya da yarım ödeniyor ve bu şekilde de aynı iş yerinde farklı bir bölünme ve kamplaşma yaşanıyor. Tüm bunların sonunda bütün emekçiler "Özelleşse de kurtulsak" diyor. |