| Avrupa sağa mı kayıyor? |
|
|
|
| Perşembe, 18 Haziran 2009 20:52 |
|
Avi Haligua Tarihin en düşük katılım AP'nin 736 üyesinin belirleneceği seçimlerde 375 milyondan fazla seçmenin oy kullanma hakkı vardı. Ancak genel hissiyat AP’nin işlevsiz olduğu şeklinde olduğundan, kimse pek şaşırmış görünmüyor. Lakin bir önceki seçimlerde katılım oranı da yüzde 45'te kalmıştı. Ancak hemen tüm seçim anketleri milliyetçi-faşizan parti ve adayların önde göründüğünü işaret etmiş olsa da “aşırı sağın yükselişi” tam bir şaşkınlık yarattı. Ekonomik kriz sebebiyle, politikanın yapıldığı şeklinin ‘işlevsiz’ olduğunu düşünen kitlelerin kendini merkez dışında ifade edecekleri gayet açıktı. Krizle birlikte, İngiltere gibi köklü sendikal hareketlerin bulunduğu ülkelerde dahi ulusal çıkarlardan, İngiliz işçilerden bahseden köklü sendikalar, sendikacılar peydah oldular. Fransa’da ve İtalya gibi ülkelerde ‘kurumsal sol’ çeşitli şekilleriyle geleneksel retorik ve iç tartışmalar içinde kendini tekrar ederken, milliyetçi hareket ve partiler, insanların işlerini kaybetme korkularını ve karanlık gelecek tahayyülerini kullanarak kendilerine daha geniş bir cephe yaratmanın peşindeler. Kurumlaşmış hareket liderlikleri, geleneksel söylemlerini, ittifaklarını ve eylemliliklerini değiştirmeye gerek görmediler. Çünkü, pek çok insanın ekonomik krizi, kapitalizmin ürettiği bir sorun olarak göreceğini ve kitlelerin ‘solun’ değerini anlayacağını düşündüler. Fransa, Almanya, Polonya, İtalya gibi ülkelerde bunun tam tersinin gerçekleştiği görüldü. Kriz sebebiyle Avrupa çapında güç kazandığı söylenen Sosyalistler, örneğin Fransa'da yüzde 10 oy kaybettiler. Öte yandan açıkça ırkçı, göçmen karşıtı politikalar güden partiler dokuz ülkede ya yoktan var oldular ya da ciddi oranda oy kazandılar. Irkçı partiler Burada iki etmenin öne çıktığını söylemek mümkün. Birincisi, AP’nin yasa koyma gücü olmadığı için fazlaca ciddiye alınmıyor ve bu sebeple seçimlerin daha çok tepki oylarından müteşekkil olması. Çeşitli sebeplerle Avrupa Birliği’ne ya da çeşitli Birlik politikalarına karşı duyulan tepki ‘bağımsızlık yanlısı’ milliyetçi partilerin işine yarıyor. Bu sebeple, krizi, korkuları körüklemek üzere kullanan, ‘tehlikenin farkında’ olan partiler, en azından elindeki işinden de olma korkusuyla, kolay çözümlere inanmaya hazır Avrupalıların bir kısmını ikna etmiş görünüyor. Öte yandan, merkez siyaset tarafından benzer bir şekilde ötelenip, dışlanan sol hareket ve partilerin böyle bir kazanım elde edememiş olmaları bir umut yaratma konusunda yetersizliklerini ortaya koyuyor. Krize dair bir çözüm önerisi ve öneriyi gerçekleştirecek bir kuvvet ortaya koyamadıkça Avrupa’da solun hayalleri süslemesi zor görünüyor. Bu durumda, tek de olsa bir kazanım elde etme iddiası olan bazı küçük partiler ciddi oranda ilgi görüyor. Örneğin, 2006’da İsveç’te kurulan ve internetten bedava dosya indirilebilmesini savunan Korsan Partisi (Pirate Party) Avrupa Parlamentosu'nda bir koltuk kazanırken, İngiltere İşçi Partisi “tarihi” bir yenilgi aldı.
Avrupa Birliği -Türkiye ilişkileri nasıl etkilenecek?
FRANSA: |