Sosyalist İşçi - Devrimci, Antikapitalist Haftalık Gazete


Gezi isyanı: Bir özgürlük kalkışması PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 04 Ağustos 2014 23:16

Gezi direnişi her toplumsal ayaklanma gibi öngörülemez bir şekilde gelişti. Toplumda uzunca bir süredir biriken gerilimin bir anda patlamasıyla oluştu. Her hareket kendi toplumsal gerilim noktaları üzerinden başlar ama kapitalizm dünyayı birleştirdikçe gerilimler ve çelişkiler de bir birine daha çok benziyor. Türkiye’deki ayaklanmayı Mısır’dan, İspanya’dan, Yunanistan’dan ve dünyanın dört bir yanına yayılan Occupy hareketinden ayıran en önemli fark ekonomik krizin yaşanmamış olmasıydı. Zaten en başta bu nedenle Gezi sınıfsal bir içerik kazanamadı. Ancak dünyanın diğer mücadeleleri ile diğer birçok noktada örtüşüyordu; bireyciliğe karşı dayanışmayı, kâr yerine insanı ve çevreyi, devlet otoritesine karşı özgürlüğü, neoliberalizme karşı başka bir dünyayı öne çıkarıyordu.

Gezi, toplumsal gerilimi arttıran iki ana damar üzerinden yükseldi.

Birincisi hükümetin kadınlara yönelik uygulamalarıydı. Kürtaj yasağı girişimi, kısa şort, kızlı erkekli polemikleri, kadınlara 3 çocuk doğurmaları baskısı kadınları defalarca sokağa çıkarmıştı. Kadınlar bedenlerine uzanan hükümet eline öfkeliydiler.

Bir diğer gerilim ise devlet şiddet üzerinden birikiyordu. Roboski’de çoğunluğu genç 34 kişinin katledilmesine AKP’nin yanıtı Hava Kuvvetleri Komutanı’na madalya takmak oldu. Polis birçok eyleme sert bir şekilde saldırıyordu. 1 Mayıs’ta Taksim’i yasaklayan hükümet şehirde adeta terör estirdi. Sonraki 1 ay boyunca da İstiklal’de yapılmak istenen her yürüyüşe sert bir şekilde saldırdı. En son Gezi Parkı’nı savunmak için gelen bir grup aktiviste de polisin vahşice saldırması hatta çadırlarını yakması biriken gerilim patlamasına neden oldu.

Bu iki ana gerilim dışında da birçok uygulama toplumdan tepki görüyordu. 3. Köprü, 3. Havaalanı ve kentsel dönüşüm projeleri uzun zamandır itirazlara neden oluyordu. 4+4+4 eğitim yasası ve sınav sistemindeki yolsuzluk iddiaları Gezi’ye akacak liseli gençlerin öncül eylemleriydi. Liseliler eğitim sisteminin adaletsizliğine öfkeliydiler. 4+4+4 yasası ayrıca genç kadınların okula gönderilmeme ve erken yaşta evlendirilme tartışmalarını içeriyordu. Bunlar neden Gezi direnişinin çoğunluğunun kadın ve öğrencilerden oluştuğunu açıklıyor. Kadınlar direnişin her anında en öndeydiler. Polis şiddetinden de paylarına düşeni aldılar.

Gezi’deki öğrenci ve değişen işçi sınıfı kalabalığı da hareketin niteliği ve dolayısıyla evrimi açısından önemliydi. Kapitalizmin temel çelişkisinin kullanım değeri ile değerin üretimi arasındaki çelişki olduğunu söyleyen Tony Cliff öğrenci hareketi ile ilgili olarak da benzer bir çelişkinin var olduğunu söylüyordu. Üniversitede öğrencilerin her türlü ideolojik, sosyal ve siyasal kısıtlamalara karşı sınırsız entelektüel gelişim talebi ile kapitalizmin dayattığı sıkı entelektüel dizginler çelişki yaratır.

Cliff’in bahsettiği çelişki Gezi isyanıyla aynı günlerde gelişen İlahiyat Fakülteleri’nde felsefe derslerinin kaldırılması sürecinde de kendini gösterdi. İlahiyat öğrencileri bu değişikliğe karşı isyan etti, eylemler düzenledi ve felsefe derslerinin kaldırılmasını engelledi. Özgürce istedikleri dersi almak isteyen öğrenciler ile piyasa odaklı eğitim çelişki yaratıyor.

Bugün Türkiye’de giderek artan üniversite sayısı, öğrenciler için bazı ayrıcalıklar yaratsa da bu aynı zamanda onları işçi sınıfından tamamen kopamayan teknisyenler ve idareciler durumuna getiriyor. Öğrencilerin bir dönem çok prestijli olan bölümlere yığılıp sonrasında işsiz kalması veya çok düşük maaşlarla eski prestijinden tamamen yoksun hale gelen bu işlerde çalışacak durumda olmaları onların hoşnutsuzluğunu arttırıyor. Bu çelişkiler Gezi’deki öğrenci kalabalığını anlamamıza yardımcı oluyor.

Gezi’de ortaya çıkan bir diğer kalabalık grup ise değişen işçi sınıfıydı. Bir zamanlar prestijli meslekler edinilmesini sağlayan üniversite diplomasının artık sadece teknisyen olma fırsatı sağlaması plazalarda bölünmüş masalarda, esnek çalışma saatleri içerisinde, ortalama düzeyde maaş alan, sendikasız işçi sınıfını sokağa döktü. Ancak mücadele bir türlü iş yerlerine yönelmediği için Gezi’deki özgürlük talepleri ekonomik taleplere evirilemedi. Bu Gezi’nin iş yerlerine doğru yayılmasını engelledi.

Gezi hükümete en önemli yenilgilerinden birini yaşattı. En temel talep olan Gezi Parkı’nın park olarak kalması kazanıldı. Hükümet Gezi’den kısa bir süre önce gerçekleşen Reyhanlı katliamı ve Gezi’den sadece 2 gün önce açıklanan 3. Köprünün adının Yavuz Sultan Selim olacağı açıklaması ile sokağa öfkeyle dökülen Alevilerin öfkesini dindirmek için yeniden Alevi açılımını başlattı.

Kürt hareketinin sokağa güçlü bir şekilde inmesinden çekinerek barış sürecine devam edeceğini açıkladı. Gezi Parkı dışında ise bunlara yönelik hiçbir somut adım atmadı çünkü Gezi hareketi örgütlenmeye düzeyini yükseltemeyerek bu taleplerin takipçisi olamadı ancak geride çok önemli deneyimler bırakmış oldu.

 

Gezi neden antikapitalist bir hareket yaratamadı?

Gezi seçimlere etki edemedi ama Fransa 68’i de etki edememişti. Onlar da bir program etrafında örgütlenmeyi başaramamış ve sonucunda sağcı De Gaulle seçimleri kazanmıştı. Ancak ortaya çıkan yeni mücadeleci kuşak uzun vadede ekoloji mücadelesi, cinsel özgürlükler, enternasyonalist bir antikapitalist hareket gibi yepyeni mücadelelerin önünü açmıştı. Gezi, kendiliğinden başlayan bir hareket olarak içerisinde barındırdığı çelişkilerin üstesinden gelecek bir program ve bu program etrafında bir araya gelecek bir örgütlenme kuramadı. Gezi’de onbinlere bu konuda politik müdahalede bulunabilecek büyüklükte devrimci bir partinin olmayışı durumun ana nedeniydi. Tarihin bütün büyük isyanları bu sonuçta ortaklaşıyor: Bir program ve bir devrimci örgütlenme etrafında bir araya gelemeyen hareketler yeniliyor.Gezi birçok yönüyle 1968 Fransa’sını andırıyordu. Fransa’da da başlayan isyanın temelinde hükümetin kadın bedenini kontrol etmeye çalışması vardı. Her şey yasaklara karşı kadın ve erkek öğrencilerin birbirlerinin odalarını ziyaret etme hakkı için yapılan eylemlerle başlamıştı. Hükümetin eylemler nedeniyle Sorbonne Üniversitesi’ni kapaması, polisin giderek artan şiddeti öğrencilerin barikatlar kurmasına yol açtı. Polisin isyanı bastırmak için kullandığı olağanüstü gaddarlık çok daha büyük yığınları sokağa çıkarmıştı. Ancak Fransa’da cinsel özgürlük talepleriyle başlayan isyan dalgası ekonomik taleplerle birleşti ve fabrikalara yayıldı. Oysa Gezi’de bu olmadı. “Sabah iş akşam direniş”in genel kabul görmesi, direnişçilerin önemli bir çoğunluğunun öğrencilerden oluşması ve yapılan genel grev ilanının sözden öteye geçmemesi hareketin niteliksel sıçramasına engel oldu.

AddThis Social Bookmark Button
 

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Buradasınız  : Anasayfa Arşiv 485 - 27 Mayıs 2014 Gezi isyanı: Bir özgürlük kalkışması