Biz marksistler bu düzene toptan karşıyız. Anayasa ve yasaların, topluma karşı devletin çıkarılarını korumak, egemen sınıfın düzeninin devamlılığını sağlamak için yazıldığını ve uygulandığını düşünüyoruz. Anayasayı bir toplum sözleşmesi, yani kapitalist sınıf ve emekçi sınıflar arasındaki bir mutabakat olarak gören düşünce burjuva bir fikirdir. Tıpkı emekçi sınıfların karar süreçlerine katılmaktan alıkonduğu, devletin toplumun üzerinde konumlandırıldığı ve kapitalist sınıfın egemenliğini güvenle sürdürdüğü "kuvvetler ayrılığı" ilkesi gibi. Emekçi sınıfların çıkarlarıyla kapitalistlerin çıkarları uzlaşamaz, biz sosyalistler sadece ve sadece işçi sınıfının çıkarlarını savunuyoruz.

Emekçi ve yoksul çoğunluğun kendi iktidarından yanayız. Herkesin eşit ve özgür olduğu bir düzeni savunuyoruz. Yeni bir düzene, özel mülkiyeti ve etrafında kurulan tüm ilişkileri ortadan kaldıracak toplumsal bir devrimle ulaşılabileceğini düşünüyoruz. Ancak sosyalizmi ve devrimi savunmamız, mevcut yasal değişikliklere, anayasa ve rejim krizlerine kayıtsız kalmamıza neden olamaz.

Sosyalistler anayasa ve yasa tartışmalarında sessiz ve tarafsız kalmaz. Her zaman emekçi sınıflar üzerindeki baskıyı gevşeten, haksızlıkları ve adaletsizlikleri sınırlayan, ezilenlerin durumunu bir nebze de olsa iyileştiren adımları destekleriz. Biz marksistler demokrasiyi yeni bir toplumun özü olarak görüyoruz. Demokrasinin sınırları genişledikçe, hak ve özgürlükler arttıkça işçi sınıfının örgütlenme yeteneği de artar.

Demokrasi, burjuvazi için biçimsel, işçi sınıfı için ise yaşamsal önem taşır. Her yasa değişikliğinde olduğu gibi 12 Eylül'de oylanacak anayasa referandumuna işçi sınıfının ve emekçi kitlelerin çıkarları doğrultusunda bakıyoruz. Sınırsız düşünce, örgütlenme ve eylem özgürlüğü istiyoruz. Bu yolda atılan her adımı destekliyor, daha ileri gitmesini, demokratik kazanımları milyonlarca emekçinin politik bilincini dönüştüren ve sosyalist mücadelenin önünü açan bir okul olarak görüyoruz.

12 Eylül'de neyi oylayacağız?
12 Eylül'de halk oyuna sunulacak anayasa değişikliği paketi Türkiye'deki askeri vesayet rejimine son vermek, 12 Eylül cuntasının yazdığı 1982 anayasasından uzaklaşmak yönünde atılmış önemli bir adımdır. Halk oyuna sunulan 26 maddelik değişiklik, Türkiye'de emekçilerin ve ezilenlerin taleplerini karşılaşmakta yetersiz kalsa da her bir madde askeri vesayeti yücelten ve dokunulmaz kılan darbe anayasasınınkilerden daha iyidir. Eski anayasa ile anayasa değişikliğini yan yana koyduğunuzda bunu kolayca görebilirsiniz.

Bizi, anayasa paketinin bütününden çok, bir kaç madde ilgilendiriyor:

 

  • Kenan Evren ve 12 Eylül cuntasının yargılanmasına engel olan, darbecilere dokunulmazlık veren geçici 15. madde'nin kaldırılması.
  • Darbeci askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması.
  • Türkiye'de askeri vesayeti ayakta tutan ve aldığı bir çok kararla Türkiye haklarının aleyhine çalışan yargı oligarşinin dizginlenmesi.

 

Bu adımlar atılabilirse, 12 Eylül'de sandıktan "evet" oyları çoğunluk olarak çıkabilirse Türkiye'deki askeri vesayet rejimi ağır bir darbe yiyecek. Hem meşruiyetini hem de hukuki dayanağı olan 1982 anayasasını yitirecek. 27 Mayıs darbesi ile oluşturulan kurumların eski yapısına son verilecek.

12 Eylül darbesinden bu yana Türkiye'de 17 kez anayasa değişikliği yapıldı. Bunların 14'ü temel hak ve özgürlüklerle ilgiliydi. Ancak hiçbirisi hayata geçmedi. Yargıdaki oligarşi, tüm demokratik ilerlemelerin için boşalttı. Yeri geldi yargı darbeleri yaptı. Partileri kapattı, halkın seçtiği milletvekilerini yasaklı hale getirdi. Kontrgerilla ve darbe girişimi soruşturmalarının üzeri Susurluk ve Şemdinli'de örtüldü. Şimdi Ergenekon'un ve TSK içindeki cuntanın, bir cinayet şebekesi olan kontrgerillanın üzeri örtülmek isteniyor. Askerleri arkasına alan, darbe anayasasına dayanarak kendini meclisin ve seçilmiş hükümetlerin üzerinde gören yargıçlar diktatörlüğü son bulmadıkça demokratikleşme ve sivil bir anayasa hayal olarak kalacaktır.

12 Eylül'de geçmişi oylamayacağız. 30 yıldır 12 Eylül çektirdikleriyle zaten vicdanlarda kabul edildi. Biz sosyalistler intikam peşinde koşmuyoruz. Geçmişe değil, geleceğe bakıyoruz. Türkiye'de dört askeri darbe ve sayısız muhtıra ile devam eden askeri vesayet rejiminin son bulmasını istiyoruz.

Cumhuriyeti kurulduğu günden beri Türk kapitalist sınıfı adına yöneten yargıçlar ve generaller, sosyalistlere ve işçi sınıfına hep saldırdı. 12 Eylül ordunun tüm şiddetini sol ve toplumsal muhalefet üzerinde göstermesidir. 12 Eylül'ü unutmadık! Necdet Adalı'yı, idam edilen devrimcileri unutmadık! 12 Eylül işkence tezgahlarını, Diyarbakır ve Mamak hapishanelerindeki zulmü unutmadık! Hapislerde sürünmelerini değil, bir daha darbe olmaması, tüm darbe ve darbe girişimlerinin yargılanması, ordunun yaptığı darbelerden dolayı halktan özür dilemesi ve bir daha darbe yapmayacağını açıklaması, tüm darbe mağdurlarına haklarının ve itibarlarının iade edilmesini istiyoruz.

12 Eylülcülerin düzeni devam edecek mi?
Darbeciler hiç durmadı. Sola yaptığı zulmü 28 Şubat'ta dindarlara yaptı. Kürtler 12 Eylül'ün ardından büyük bir devlet terörü yaşadı ve 26 yıldır devam eden savaş başladı. JİTEM, ölüm mangaları, bombacılar, suikast timleri işbaşındaydı. 17 bin insanı faili meçhul cinayetlere kurban ettiler. Balyoz-Sarıkız-Ayışığı-Yakamoz-Eldiven darbe girişimleriyle iktidarlarını korumak istediler. İşçi sınıfını ve emekçileri "laik-dindar" olarak böldüler. "Tehlikenin farkında mısınız" diyerek milyonları mil- yonlara düşman ettiler. Ermenileri hedef gösterdiler, Hrant'ı öldürdüler.

Darbecilerin tek bir gerekçesi var. Egemen sınıf adına on yıllardır kan ve zulümle süren askeri vesayet rejimine, yani halka karşı devleti yönet- meye, “devam edelim” diyorlar. Onlara rahat ve uzun bir yaşam sağlayan ayrıcalıklarını korumak istiyorlar. Ülkedeki tüm kaynakları kontrol etmek, her şeyden haraç almak istiyorlar. Bugün demokrasi isteyen halkın çoğunluğunu sindirmek, milliyetçiliği ve devlete sadakati güçlendirmek hevesindeler.

12 Eylül'de darbeler düzeninin, yargıçlar ve generaller diktasının devam edip etmeyeceğine karar vereceğiz. Marksistler, kapitalist sınıfın çıkarlarını emekçi sınıflara baskı yaparak kollayan devlete karşıdır. Bu cumhuriyet kurulduğu günden beri yöneten asker ve sivil bürokratlara, onların cinayet rejimine karşıyız. Her grevi yasaklayan, muhalifleri öldüren, katliam ve provokasyon yapan onlardır. Eğer kemalist bürokrasiden kurtulabilirsek daha adil koşullarda mücadele edebileceğiz.

Biz marksistler, 12 Eylül'de oylanacak anayasa değişikliği paketine "yetmez ama evet" diyoruz. Yetmiyor, çünkü içinde Kürtler yok, başörtülü kadınlar yok, işçi sınıfı lehine daha iyi düzenlemeler yok. Memurlara grev hakkı yok, zorunlu din derslerine son verilmesi ve Diyanet'in kapatılması gibi Alevilerin talepleri yok. Ergenekon'a hedef olan azınlıkların hakları yok, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı daha etkili yasalar da yok. Siviller tarafından yazılan, demokratik ve özgürlükçü bir anayasanın gerekliliği ortadadır. 12 Eylül anayası çöpe atılmalıdır. 12 Eylül'de anayasa değişikliği tüm yetersizliklerine rağmen halk tarafından onaylanırsa, sivil-demokratik-özgürlükçü bir anayasayı yılardır engelleyen güçler artık engel olamayacaktır.

Batı'da ve Doğu'da demokrasi ve özgürlük için birleşelim
Türkiye'de darbeciler yargılanıyor, bugüne dek konuşulmamış ve sorgulanmamış her şey tartışılıyor. Batı'da yaşayanlar insanca bir yaşam için demokrasi istiyor, CHP ve MHP'liler bile darbecileri savunamıyor. Batı'da demokrasi ve özgürlük umudu yükselirken, Doğu'da askeri vesayet olduğu gibi duruyor. Halkın oylarıyla seçilmiş politikacılar tutuklanırken, küçücük çocuklar öldürülüyor. Kürt illerinde işkence, yargısız infazlar, faili meçhul cinayetler ve her türlü anti-demokratik uygulama hüküm sürüyor. Kürtler ve BDP bu yüzden anayasa referandumunu boykot ediyor.

Kürt halkının isyanını anlıyoruz. Onun uzattığı barış elini kimsenin sıkmadığını görüyoruz. Hükümetin, Kürtlerin desteğini kazanmak için hiçbir şey yapmadığını, BDP'yi CHP ve MHP ile yan yana göstererek yürüttüğü milliyetçi propagandayı görüyoruz. Kürtler bu yüzden "12 Eylül'de sandığa gitmeyeceğiz" diyor. Biz marksistler, ezilen ulusun özgürlük mücadelesini koşulsuz olarak destekliyoruz. Batı'da "yetmez ama evet" derken Kürt illeride "boykot"u destekliyoruz. Kürtler nasıl yaşacaklarına kendileri karar verir, biz sosyalistler Türk emekçilere, kendi devletlerinin oy verdikleri partilerin Kürtleri nasıl ezdiğini, Kürtlerin neden boykot ettiğini anlatıyoruz.

Marksistlerin görevi, rejim krizini derinleştirmek, daha fazla demokrasi ve özgürlük kazanmak, işçi sınıfının ve ezilenlerin tarihsel düşmanı olan kemalizme son vermektir. 12 Eylül'de darbeler düzenine son verelim. "Yetmez ama evet" diyerek demokrasi isteyen milyonlara, anayasa paketinin yetersiz olduğunu anlatalım. Kazanılmış haklarımızı korumak ve geliştirmek için aşağıdan kitlesel bir muhalefeti, gerçek solu yaratalım.

12 Eylül'de sandıktan "evet" oyları çıkarsa yeni bir Türkiye'ye yol alacağız, Yeni Türkiye'ye sosyalizmin damgasını hep birlikte vuralım. 12 Eylül’den sonra kitlesel bir muhalefetin mücadeleye devam etmesini sağlayalım.

 

 

Bu sayıdaki ilgili makaleler:

Darbe anayasasının değiştirilmesine “hayır” diyen solcuların 10 iddiasına yanıt

Anayasa değişikliği neden yetmiyor?

İşçi sınıfının demokrasi mücadelesi ve sosyalizm

Sosyalist İşçi: 13 Eylül manzarası

 

 


Dijital sayı 27 - 11 Mayıs 2021 (pdf)

Dijital sayı 26 - 27 Nisan 2021 (pdf)

Dijital sayı 25 - 6 Nisan 2021 (pdf)

Dijital sayı 24 - 23 Mart 2021 (pdf)

Dijital sayı 23 - 16 Mart 2021 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası