Kıbrıs’ta seçimler yapıldı. Seçimlerden UBP 26, CTP ise 16 milletvekili çıkarttı. Statükocu ve milliyetçi UDP, CTP’nin bir önceki seçimlerden beri vaadettiği adımları atmaması nedeniyle başarı kazandı. Özgürlükler, emek ve demokrasi alanında CTP adım atamadı. Bunun nedeni sadece CTP’nin kendine güvensizliği değil, karşısındaki güçler de CTP’nin adım atmasını engelledi. Türkiye’dekine benzeyen bir biçimde Avrupa Birliği’nin Kıbrıs’ı yutacağı paranoyasıyla, Türklüğün elden gittiği yaygarasıyla kampanya yaptı.

Kıbrıs seçimleri, Türkiye’de Ergenekon’a karşı mücadelenin kazanıp kazanmayacağının Kıbrıs halkının özgürlük mücadelesine de doğrudan bir etkisi olacağını gösteriyor.
“Yavru Vatan” kavramı, Türkiye’de egemenlerin  Kuzey Kıbrıs için kullandığı bir ifadedir.  Aslında bu ifade Türk dış politikasının  Kıbrıs’a  yönelik bakış açısın daı ifade eder. Kıbrıs  meselesi aynı zamanda Türkiye’de egemen sınıfın statükocu ve en şahin kanadının dayanak noktalarındandır.  Bilindiği gibi Adada bugüne kadar gelen sorunların  kökeni  1950’lere kadar gitmektedir.    Önceleri özellikle Rum  toplumu içersinde başlayan bağımsızlık hareketi,   Yunanistan  egemen sınıfının konuya müdahalesi ile  “enosis” talebine dönüşmeye başlamış, o dönemde Adanın hakimi olan İngiltere’nin Türkiye’yi konuya müdahil etmesi ile, Türk egemen sınıfınn “Adanın taksimi” tezi enosis tezi ile çatışır hale gelmiştir. Böylece Adada toplumlar arası düşmanlıkların  tohumu atılmıştır. Ayrıca Türkiye Adada,  Seferberlik Tetkik Kurulu’nun imkanlarını kullanarak, silahlı faaliyetler için Türk Mukavemet Teşkilatı’nı örgütlemiştir.
Bir süre sonra İngiltere Kıbrıs’ta üsler bırakarak çekilme kararı alır. Böylece  Kıbrıs’ın bağımsızlığının yolu açılır.  Ancak Adanın bağımsızlığından sonra da  Türkiye ve Yunanistan egemen sınıflarının Adaya ilişkin iştahları kabarır.  Kıbrıs’ın bulunduğu konum,  hem Ortadoğu, hem Mısır, Süveyş Kanalı ve Doğu Akdeniz gibi kritik bölgelere yakın olması nedeniyle, hem  emperyalistlerin hem de  Türkiye-Yunanistan gibi bölgesel alt-emperyalist devletlerin ilgisini çekmiştir.
1974 yılında Adadaki darbe üzerine  Türkiye Kıbrıs’a müdahale etmiş, Ada önce fiili olarak bölünmüş,  Adanın kuzeyinde, Kıbrıs Federe Türk Devleti, 1983’ten itibaren de KKTC kurulmuştur. Ancak KKTC’Yİ Türkiye dışında hiçbir devlet tanımadığı gibi,  Türkiye Kuzey Kıbrıs’ta işgalci güç olarak  görülmüştür.  Türkiye’nin 1974’ten beridir Adanın kuzeyinde sürdürdüğü askeri varlığı boyunca, Ada adeta kumarhane, mafya cenneti ve bir kontrgerilla üssüne dönüşmüştür. Türkiye’de ise egemen sınıflar Kıbrıs konusunu “milli dava” ilan ederek, iç politikada şovenizmi körüklemenin bir aracı olarak kullanmıştır. Kıbrıs seçimleri sırasında  Türkiye’den MHP-BBP gibi partilerin tabanında yüzlerce kişi Adaya gönderilerek, hemen KKTC vatandaşı yapılarak,  Türkiye’nin desteklediği partilerin kazanması sağlanmıştır.
Ancak 2000’li yıllarla birlikte, Adada değişim isteği ve Türkiye’nin AB ile müzakereleri çerçevesinde Kıbrıs’ta çözüm arayışları hızlanmıştı.   Türk egemen sınıfı içersinde bir kanat, Kıbrıs sorununun , yeni dönemin ve yeni güç dengelerinin gerekleri doğrultusunda  çözülmesi konusunda  irade göstermek istemiştir. İşte bu çerçevede 2003 sonu ve 2004 yılının ilk aylarında  gündeme gelen Annan Planı önemli bir dönüm noktası olmuştur.
Türkiye’deki ulusalcı ve statükocu kanat harekete geçmiş, Annan Planı’nın Ada halkları tarafından  onaylanacağı 24 Nisan referandumu öncesi, her türlü psikolojik savaş yöntemi kullanılmış, bugün Ergenekon davasından yargılanan Doğu Perinçek, Sinan Aygün,  Mustafa Özbek gibi isimler sık sık Adada görünür olmuştur. Adada, Kıbrıs Türk halkının, Rum halkı ile eşitlik temelinde birleşme isteğinin önüne geçebilmek için her yol denenmiştir (Bu arada Annan Planı’nın sorunu gerçekten çözüp, çözemeyeceği ve Planın neyi temsil ettiği ayrı bir tartışma konusudur. Burada sorun, Kıbrıs halklarının kendi kaderlerini tayin talebinin önüne geçilmek istenmesidir.)  Ancak ilerleyen yıllarda statükocu kanadın  çabaları istenilen sonucu vermeyecektir. Yıllarca Adada saltanat  süren Denktaş görevden ayrılacak, yerine değişimden yana olan Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin Genel Başkanı Mehmet Ali Talat cumhurbaşkanı seçilecek, ayrıca CTP seçimlerde de büyük başarı elde edecektir.

Darbe Günlükleri’nde Kıbrıs

Darbe günlükleri ile adada yaşanan bazı provokatif eylemler arasında ilginç benzerlikler bulunmakta. Herkesin bildiği gibi Sarıkız- Ayışığı adlı darbe planlarını tetikleyen  gelişmelerden biri de Kıbrıs meselesidir.
İşte ilginç paralellikler.
“05 Şubat 2004 Perşembe... Kıbrıs'ta, herkesi Annan Planı aleyhinde sokağa dökerek gösterilerin yapılmasını sağlama ve anavatandan da bu hareketlere destek vererek hükümet aleyhine olaylar çıkarmak.”
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Girne'deki konutu 18 Şubat 2004'te bombalandı. Bu provokasyonu, Kıbrıs gazetesinin bombalanması takip etti.
“28 Şubat 2004 Cumartesi... 14:00'te kuvvet komutanları ile bizim evde toplandık. Amacımız, Kıbrıs meselesini değerlendirmek ve Denktaş'tan aldığımız birçok özel ve gizli mektupları değerlendirmekti. (...) Hükümete karşı bir tepki olarak da hem Kıbrıs'ta hem de anavatanda gösterilere ve ulusal platformda toplantılara 3 Mart'tan itibaren başlanacaktı
11 Mayıs 2004'te, Gönyeli bölgesinde terk edilmiş şüpheli bir araçta büyük miktarda C-4 patlayıcı bulundu. Aracın Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nda görevli bir astsubaya ait olduğu açığa çıktı. Aynı dönemde Afrika Gazetesi'ne iki bomba atıldı.
1-2 Eylül 2004 tarihleri arasında, Rumlar tarafından yapılacak ayin öncesi tüm dünyanın gözlerinin üzerinde olduğu Ay Manas Kilisesi bombalandı. Kıbrıs polisinin yaptığı incelemede patlayan bombalar C-4, TNT ve MKE yapımı olarak kayıtlara geçti.
Danıştay provokasyonundan bir gün sonra, Afrika Gazetesi yazarı Ali Osman Tabak'ın aracına bomba yerleştirildi.
Danıştay saldırısı sonrası intihar ettiği belirtilen, Muzaffer Tekin'i hastaneye götüren kişi, emekli astsubay Musa Çakmak. Çakmak, Yaşar Öz’un kumarhanesinde çıkan çatışmada Kıbrıs'ta öldü. Çakmak, Ergenekon davasında tutuklanan eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili Susurlukçu İbrahim Şahin’in korumalığını yapmıştı. Yaşar Öz, MİT mensubu Tarık Ümit'in KKTC’deki off-shore bankalardan ‘First Merchant Bank’ın ortağıydı. Tarık Ümit cinayeti, Ergenekon davasında geçiyor. Susurluk'la Ergenekon'un yolları da kesişiyor.     
Yine hatırlatmakta fayda var. Ergenekon tutuklusu iki Orgeneral Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’u cezaevinde ziyaret eden Kocaeli Garnizon komutanı Galip Mendi’nin ismi, 1996 yılında Kıbrıs’lı muhalif gazeteci Kutlu Adalı’nın öldürülmesi olayında da geçmektedir. Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı, Yenidüzen gazetesinde Kıbrıs'taki Sivil Savunma Teşkilatı'nı eleştiren yazılar kaleme aldı. 6 Temmuz 1996'da ise Lefkoşa'da evinin önünde öldürüldü. Şimdiki Kocaeli Garnizon Komutanı Korgeneral Galip Mendi, 1996'da KKTC'de Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı görevinde bulunuyordu.

Onur Öztürk

 


KKTC vatandaşı Ergenekoncular

Ergenekon davası kapsamında  hazırlanan 3.iddianamede de Kıbrıs konusuna yer verildiği belirtilmekte.
İddialara göre ‘Örgütün stratejileri arasında bulunan ‘Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğe götürmek’ amacına matuf olarak açıklamalar yaptıkları, sivil toplum kuruluşlarını yönlendirmeye çalıştıkları (...) Şener Eruygur’un Kıbrıs Büyükelçisini makamına çağırarak bundan sonraki süreçte her talimatı kendisinden alacağını, Genelkurmay Başkanı çağırdığında kendisine basit bilgileri vereceğini, önemli bilgileri bizzat kendisine vermesi talimat verdiği ses ve görüntü kayıtlarından anlaşılmaktadır.
Diğer dikkat çeken nokta ise,  bugün Ergenekon davasından yargılanan pek çok ismin çeşitli dönemlerde KKTC vatandaşlığı da almış olmalarıdır.
Mustafa Özbek: Eski Türk Metal Sendikası Başkanı. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu. KKTC vatandaşı. 
 Sinan Aygün: Ankara Ticaret Odası Başkanı. Ergenekon davası sanığı. KKTC vatandaşı oldu. Daha sonra yüksek mahkeme kararıyla vatandaşlığı iptal edildi. 
 Semih Tufan Gülaltay: Ergenekon davası sanığı. Akın Birdal'a suikasttan hüküm giymişti. KKTC vatandaşlığı iptal edildi. 
 Muzaffer Tekin: Eski yüzbaşı. Ergenekon sanığı. O da KKTC vatandaşı. 
 Mecit Hazır: 26 Mart 1997'de KKTC vatandaşı oldu. Türk Metal Sendikası yöneticisi. Ergenekon'dan gözaltına alınıp serbest bırakılmıştı. 
 Pevrul Kavlak: 16. 10. 2002'de KKTC vatandaşı oldu. Mustafa Özbek'in genel başkanlığa aday gösterdiği Kavlak Ergenekon'dan gözaltına alınıp serbest bırakılmıştı. 
 Süleyman Erdinç: 18.10.2002'de KKTC vatandaşı oldu. O da Ergenekon'dan gözaltına alınıp serbest bırakıldı.


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası