Şenol Karakaş
Geçen hafta Cumhuriyet elden gidiyor diye düşünenler Anıtkabir’e yürüdü. Cumhuriyet gazetesinin 19 Nisan tarihli manşeti şöyleydi: “Ataya şikâyet”.
Aynı günlerde nedense çok hızlı bir hassasiyet olarak yaygınlaşan “Türkan Saylancılık” etkisiyle, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği de “Kaygılıyız” pankartı açarak yürüyüşü yaptı.
Anıtkabir’e yapılan yürüyüşte, “Bilime uzanan eller kırılsın” sloganı atılmış.
Ergenekon’un 12. dalgasında tutuklanalar arasında Prof. Dr. Mehmet Haberal da var ya! Türkan Saylan da cüzamla savaşan önemli bir akademisyen ya! Bu yüzden uyanık göstericiler, “Bilime kalkan eller kırılsın” yazan pankartlar taşımış.
Şunu unutmuşlar ama: Bu toplumda büyük bir kalabalık, tutuklanan ya da gözaltına alınan insanların, cüzzamla çok iyi savaştılar, çok başarılı böbrek ameliyatı yapıyorlar diye gözaltına alınmadığını biliyor. Gözaltına alınanlar, darbe planlayan, demokrasiyi lağvetmeyi hedefleyen, bunun için insan öldüren bir kontrgerilla örgütüne üye olma ihtimalinden dolayı gözaltına alınıyor ya da tutuklanıyor.
Bu insanlar, Kürt illerinde Kürt gençlerini ensesinden kurşunladıktan sonra asit kuyularında yakan darbecilerle işbirliği yapmış olabilirler diye soruşturmaya uğruyor.
Hrant Dink’i katleden, Danıştay’a kanlı saldırıyı örgütleyen, Cumhuriyet gazetesini bombalayan örgütle ilişkili mi değil mi diye öğrenmek için sorgulanıyor Türkan Saylanlar.
Türkan Saylan arkadaşınız mı? Bu toplumun umurunda değil! Sizin arkadaşınız darbeci olamaz mı? Neden? Sizin arkadaşınız olduğu için mi?
Yoksa profesör olduğu için mi? Yüksek rütbeli askerler olamaz, mühendisler olamaz, doktorlar olamaz, profesörler olamaz, siyasiler olamaz, emniyet amirleri olamaz, gazeteciler olamaz, bürokratlar olamaz…
O zaman kim kalıyor geriye? Simitçiler. Ümit Kıvanç’ın bir toplantıda söylediği gibi,  “Simitçilerin darbe yaptığını gördünüz mü hiç?”
Türkan Saylancılar kuşkusuz biliyor simitçilerin darbe yapamayacağını. Bir darbenin gerçekleşmesi için toplumsal bir destek, psikolojik bir ortam, kitlesel bir onay, akademik bir destek, bürokratik bir uyum, hukuksal bir destek, medyatik bir yaygara gerektiğini de kuşkusuz biliyorlar.
Provokasyon gerekir darbe için! Silah gerekir! Öncesinde cinayet gerekir, toplumsal huzursuzluk gerekir, istikrarsızlık gerekir, kitlesel destek gerekir, bol miktarda asker gerekir. Darbelerden sonra “Akademik hayatın” sona erdiğini gördünüz mü?
Darbelerden sonra kim yazar darbecilerin hukukunu? Kenan Evren yazmış olamaz 12 Eylül Anayasasını. Böbrek ameliyatları da sona ermez, cüzzamla savaş da darbelerden sonra.
Sona eren tek şey demokrasidir. Kısıtlı, beğenmediğimiz, genişlemesi, daha gerçek bir demokrasiye benzemesi için her gün mücadele ettiğimiz siyasal alan, seçme seçilme hakkı, sendikaların ve basının özgürlüğü, kısıtlı da olsa örgütlenme özgürlüğü, ifade etme ve düşünme özgürlüğü sona erer.
Miting yapma özgürlüğü sona erer.
Ekmek için mücadele etme hakkı elimizden alınır. “Hepimiz Kürt’üz, hepimiz Ermeni’yiz” diyemez hiç kimse bir daha.
Darbe çocuk oyunu değildir.
Bu yüzden, darbecilerin 17 Mayıs’ta Ankara’da yapmayı planladığı yeni dalga Cumhuriyet mitinglerine katılacak olanlar, olur da kalabalık bir miting olursa gözleri kamaşıp “emek ekseni eksik, sendikalar da katılmalı” diyecek olanlar, 17 Mayıs’ın safları kesin bir biçimde belirleyeceğini bilerek o eyleme katılmalılar.
Türkan Saylan’ın 2007’deki üçüncü Cumhuriyet mitinginde konuşturulmamasının nedeninin, “Ne darbe ne şeriat” düşüncesini savunması olduğu söyleniyor. Demek ki doğrudan darbeyi savunanların mitingiymiş o.
17 Mayıs da doğrudan darbeyi savunanların mitingi olacak, saflar net bir biçimde belirlenecek.


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası