Sosyalist İşçi - Devrimci, Antikapitalist Haftalık Gazete


Enternasyonalle kurtulur insanlık PDF Yazdır e-Posta
Cumartesi, 18 Ekim 2014 12:51

Erkin Erdoğan

Komünistler, en başından beri kapitalizmin yarattığı ulusal sınırları tanımamış ve “bütün ülkelerin işçileri, birleşin” sloganı altında bir araya gelmişlerdir. Marx ve Engels, Komünist Manifesto’da bunun arka planını, burjuvazinin, sürekli genişleyen pazar ihtiyacını karşılayabilmek için yerkürenin bütününü işgal etmesine, yani tüm ülkelerin üretim ve tüketimini kozmopolitleştirmesine dayandırıyorlar. Kapitalizm, küresel ölçekte karşısına çıkan tüm üretim araçlarını, dolayısıyla toplumsal ilişkileri ve değer yargılarını kökünden değiştirmektedir. “Kapitalizm altında tüm yerleşik ve geleneksel sosyal ilişkiler, bu ilişkilerden kaynaklanan eski değer yargıları ve görüşlerle birlikte çözülüp dağılmakta; bunların yerini alan yeni sosyal ilişkiler ise daha yerleşmeden köhneleşmektedir.” Bu dinamik yapı içerisinde devinen üretim ilişkilerinin, toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan işçiler lehine yeniden düzenlenmesi, ancak küresel ölçekte başarılabilir.

Dünya Partisi

Klasik Marksist gelenek, bu noktadan yola çıkarak, işçi sınıfının enternasyonal birliğini inşa etmeyi önüne koydu. Farklı ülkelerde sürmekte olan sınıf mücadeleleri arasında bağlar kuran ve geçmişin derslerini sürmekte olan mücadelelere taşıyan bir dünya örgütü inşa etme perspektifi, sosyalist hareketin gelişiminde önemli tarihsel kırılmaların yaşanmasıyla bir arada ilerledi.

Komünist Manifesto’yu yayınlayan Komünistler Birliği, bundan yaklaşık yirmi yıl sonra kurulan ve Paris Komünü’ne giden süreçte önemli bir rol oynayan, yaklaşık 1,2 milyon üyeli “Uluslararası İşçiler Birliği”nin yani Birinci Enternasyonal’in oluşmasını sağladı.

20 farklı ülkeden gelen işçi delegasyonlarının 1889’da kurduğu İkinci Enternasyonal, 1 Mayıs Uluslararası İşçi Günü ve 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü gibi sembole dönüşen kampanyaların yanı sıra, 8 saatlik iş günü mücadelesini dünya işçi sınıfının gündemine soktu.

Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin “milli çıkarlar” gerekçesiyle 4 Ağustos 1914’te savaş bütçesini onaylayan ihanetinin ardından bölünen ve o döneme kadar muazzam bir kitlesel güce ulaşan Enternasyonal, 1915’teki Zimmerwald Konferansı ve ardından devam eden girişimlerin sonucunda Komünist Enternasyonal’e dönüştü.

Gerçek Marksist gelenek, 1917 ve 1923 arasındaki dönemde işçi sınıfının küçük bir azınlığını oluşturuyordu. Ancak yine de bu küçük azınlık 1917 Ekim Devrimi ve 1918-1923 Alman Devrimleri gibi önemli altüst oluşların ortaya çıkmasında kritik bir işlev gördü.

Stalinizmin Sovyetler Birliği’nde gerçekleştirdiği tedrici karşı devrimin ardından, yeni dünya partisi kurma mücadelesi Troçki’nin başını çektiği bir dizi girişimle devam etti. Ancak Dördüncü Enternasyonal İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan yeni duruma kendisini uyarlayamadı ve Troçki’nin 1930’ların sonunda yaptığı yanlış öngörülere olan dogmatik bağlılığını sürdürdü. Sosyalist İşçi’nin de parçası olduğu Uluslararası Sosyalist Akım, böylesi bir ortamda Tony Cliff’in etrafındaki bir avuç sosyalist tarafından kuruldu.

Uluslararası Sosyalist Akım

Marksist geleneğe karakterini veren şey hiçbir zaman durağanlık değil, canlı politik tartışmalar, polemikler ve işçi sınıfı mücadelesini ileri götürmeye adanmış bir siyasi faaliyetler bütünü olmuştur. Sosyalistler için Marksizm, gerçeğin yerine başka bir şey ikame etmenin aracı değil, tam aksine gerçekleri anlamakta işimize yarayacak yöntemin adıdır.

Tony Cliff, bu geleneğin bir devamcısı olarak, savaş sonrası dünyanın analizine Troçki’nin 1930’larda ortaya attığı öngörüleri tartışarak başladı. Troçki’yi bir dizi yanlış analiz yapmaya götüren temel faktör, 1930’lar Rusya’sını işçi devleti olarak tanımlaması ve Stalinizmi bir çeşit Bonapartizm olarak görmesiydi. Oysa Stalinist Rusya’nın ve İkinci Dünya Savaşı sonrası Doğu Avrupa’da herhangi bir sosyal devrim olmaksızın ortaya çıkan “halk demokrasileri”nin sınıf karakteri ancak kapitalizm ile açıklanabilirdi. Cliff, Marx’ın Kapital’de izlediği yöntemi kullanarak Stalinist rejimlerde değer yasasının ve sermaye birikiminin geçerli olduğunu ortaya koydu. Bu rejimler bürokratik devlet kapitalistiydi ve doğu ile batı arasındaki askeri rekabet, SSCB’deki sermaye birikimi dinamiğini harekete geçiren temel faktördü.

Savaş sonrası görülen kendine has ekonomik istikrarın nedenlerini ortaya çıkaran bir diğer önemli teorik yaklaşım ise Michael Kidron tarafından geliştirilen ‘sürekli silahlanma ekonomisi’ idi. Kapitalist bloklar arasında silahlanma harcamaları üzerinden süren rekabet sayesinde artı-değer üretken yatırımlardan uzaklaştırılıyor, uzun dönemli bir durgunluk yaratma pahasına ekonomik bunalımların önüne geçiliyordu.

Cliff’in teorisini doğrulayan en önemli faktör, 1989-1991 arasında işçi sınıfının Stalinist rejimleri tarihin çöplüğüne göndermesi oldu.

Türkiye’de Uluslararası Sosyalizm

Sosyalist İşçi açısından Uluslararası Sosyalist Akım’ın temel fikirleri, işçi sınıfının küresel mücadelesiyle teorik ve pratik bağlar kurmanın bir aracıydı. Doğu Bloku’nun yıkılmasını sosyalizmin yenilgisi olarak gören Türkiye solu, ‘90’lı yıllarda gerçekleri analiz etme yeteneğini önemli ölçüde kaybetmişti ve 1980 darbesinin ardından yaşanan çözülme süreci hızlanmıştı. Sosyalist İşçi bu dönemde işçi sınıfının dünya çapında hizmet sektörüne doğru kaymakta olan yapısını analiz etti ve Türkiye’de yükselmekte olan kamu emekçileri mücadelesine vurgu yaptı. Ufku Misak-ı Milli sınırlarının ötesine taşmayan “Türk solu”, henüz kamu emekçilerini işçi sınıfın bir parçası olarak bile tanımlamıyordu.

Sosyalist İşçi’nin Uluslararası Sosyalist Akım sayesinde kazandığı bir diğer yetenek ise, işçi sınıfının küresel ölçekteki mücadelesine gözlerini dikebilmesi oldu. Sosyalist İşçi’yi takip edenler, Endonezya Devrimi’nin derslerinden Belgrat’ta Miloseviç’i deviren kitle mücadelesine, Seattle gösterilerinin ve antikapitalist hareketin ortaya çıkardığı yeni dinamiklerden savaş karşıtı harekete kadar çok sayıda deneyimin kapsamlı analizini okudular. Tüm bu faaliyetinin merkezinde ise işçi sınıfının kurtuluşunun ancak kendi eseri olabileceği prensibi ve işçi sınıfının karşı karşıya olduğu sorunlara yanıtlar üretme, dünyayı değiştirmek için devrimci fikirler etrafında örgütlenme ihtiyacı yer aldı.

AddThis Social Bookmark Button
 

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Buradasınız  : Anasayfa Arşiv 500 - Özel Ek - 18 Ekim 2013 Enternasyonalle kurtulur insanlık